Sadece şarkı söylemek için yaşayan bir kadını, şarkı söylemeye küstüren “ışıltılı” şöhret dünyası…
27 yaşında trajik bir şekilde alkol zehirlenmesinden yaşamını yitiren Amy Winehouse’un hayatını anlatan AMY belgeseli, yetenekli şarkıcının ölümünün dördüncü yıldönümünde vizyona girdi. Amy Winehouse’un daha önce hiç bilmediğimiz yönlerini, zirveye ulaştıktan sonra yaşadığı sıkıntıları ve onu adım adım ölüme götüren şöhret dünyasını hiç abartmadan, olduğu gibi ortaya koyan belgesel, modern dünya düzenine bir kez daha lanet okumamızı sağlayacak cinsten.Yönetmen Asif Kapadia’nın elinden çıkan ve her şey halen çok taze iken yayınlanan belgesel, sadece Amy’e yakın olanları değil, belgeseli izleyenleri de Amy’nin ölümü konusunda suçlu hissettirecek kadar da zalim ve gerçekçi.

Amy’nin çocukluk yılları ile başlayan belgeseli izlerken, Amy’nin daha o yaşlardan beri müzikle içiçe olduğunu anlıyorsunuz. 10 yaşında en yakın arkadaşıyla rap grubu kurması, 13 yaşında ilk gitarını alması ve kendi şarkılarını yazmaya başlaması, 16 yaşında ilk albüm anlaşmasını yapması gibi birçok olay Amy’nin müzik dünyasına adını yazdıracağının garantisi gibi adeta. Aslında bir taksici olan babası da Amy gibi sahnelere meraklı bir insan. Amy’nin müzik hayatında da oldukça etkili. Ancak Amy’nin babasıyla olan ilişkisi, birbirlerini aşırı sevmelerine rağmen oldukça sorunlu. Belgeselde, Amy’nin ölümüne yol açan olayların yaşanmasından sorumlu olarak gösterlilenlerden biri de kendisi. Belgesel vizyona girmeden önce bazı sahnelerin kaldırılmasını isteyen, bu sahnelerin gerçekleri yansıtmadığını, onu suçlu tutan bir tutum içinde olduğunu söyleyen de yine Amy’nin babası. Asif Kapadia ise filmden çıkarılan bu sahnelerin gerçekten de çok sert olduğunu kabul ediyor; ancak gerçekleri yansıtmadığı konusunda Amy’nin ailesi ile pek de aynı görüşte olduğu söylenemez.
Amy caza aşık bir insan olarak büyüyor. İdol olarak gördüğü Ella Fitzgerald, Tony Bennett gibi sanatçıların da müziğine etkisiyle, bir caz albümü olan Frank ortaya çıkıyor. Amy’nin 20’li yaşlarında yayınlanan bu ilk albüm oldukça başarılı bulunuyor ve Amy i ödüllerle tanıştırıyor. Frank dönemindeki Amy Winehouse’a baktığınızda gerçekten gelecek vadeden, zeki ve hayat dolu bir kızla karşılaşıyorsunuz. Adeta ışıl ışıl parlıyor. Amy i izleyen ve dinleyen herkes, onun karizmasından etkilenmeden edemiyor. Konserler, televizyon şovları derken Amy ufak ufak tanınmaya da başlıyor. Bu dönemde kendisine yöneltilen bir röportaj sorusuna verdiği cevap ise akıllara kazınıyor: “Ünlü olsaydım delirirdim.” Ünlü olmak istemiyor Amy, sadece müzik yapmak istiyor.

Amy’nin iniş ve çıkışlarla dolu aşk hayatı ise Amy’i sona götüren etmenlerden biri oluyor. 2006’da tanıştığı Blake Fielder-Civil, Amy’nin hayatını alt üst eden bir diğer erkek figürü olarak ortaya çıkıyor. Amy ile Blake arasında tutkulu ama bir o kadar da sorunlu bir aşk başlıyor. Uzaktan bakanlar için Amy’nin Blake’e duyduğu tutkulu aşkı anlamak hem çok zor hem de çok kolay. Kolay; çünkü Amy duygularını uçlarda yaşayan bir karakter ve istediği tek şey sınırsızca sevilmek. Diğer yandan ise zor; çünkü Amy gibi güçlü bir karakterin, bir erkek karşısında nasıl bu kadar savunmasız kalabildiğini anlayamıyorsunuz.
Yakınlarının anlattığına göre Amy, Blake ile tanıştıktan sonra hızlı bir şekilde değişmeye başlıyor. Alkolü halihazırda bol bol tüketen Amy, Blake sayesinde uyuşturucu ile de tanışıyor. Aslında uyuşturucuya son derecede karşı olan Amy, Blake’e duyduğu aşk yüzünden eroin, kokain gibi maddeleri de kullanmaya başlıyor. Aslında Amy nin kafasındaki mantık çok basit; o dönemlerde bu maddeleri deli gibi kullanan Blake ile aynı kafada olmak istiyor. Yoksa ona ulaşamadığını, yalnız kaldığını düşünüyor. Bu derece bir aşkla bağlı olduğu Blake, Amy’i bırakıp eski kız arkadaşına döndüğünde ise elbette Amy bunalıma giriyor. Ancak bu durumdan olumlu bir sonuç da ortaya çıkıyor ve her zerresinde Blake’in varlığı hissedilen Back to Black albümünü yapıyor Amy. Şarkı sözlerini tamamen kendi duygularına dayanarak yazan Amy için Back to Black oldukça ağır bir albüm oluyor ama aynı zamanda Amy’i şöhretin zirvesine de taşıyor ve sayısız ödül kazandırıyor.
Ancak şöhret kapılarının aralanması Amy’e iyi gelmiyor. Tam aksine, sorunlu ve alkol bağımlısı bir tip olarak Amy paparazzi ordusu için bulunmaz bir nimet haline geliyor. Kapıdan dışarı adımını atar atmaz paparazzilerin hedefi haline gelen Amy, bu durumdan hiç haz etmiyor. Özgürlüğüne düşkün olan Amy’nin sokakta yürümesi güçleştikçe asabiyeti de artıyor. Bu süreçte Blake Amy’e geri dönüyor ve onunla evleniyor. Blake’in tekrar ortaya çıkması, Amy’i dibe çeken süreci de başlatıyor. İkisinin arasındaki sorunlu ilişki paparazzilerin daha da yoğun bir şekilde Amy’i takip etmesine yol açıyor. Artık her adımı, her asabiyeti, her kavgası medyadan takip edilen Amy, ne yazık ki bir alay konusu haline geliyor. Televizyon dünyasından tutun da, Amy’nin fanlarına kadar herkes acımasız bir şekilde bu duruma dahil oluyor. Rehab şarkısı ile ünlenen Amy, Blake ile birlikte rehabilitasyona gitmeye başlıyor ama bu girişimden de olumlu bir şey çıkmıyor.
Amy’nin çehresi de bu süreçte değişmeye başlıyor. Karşımıza ilk çıktığında oldukça yapılı bir kadın olan Amy, gün geçtikçe erimeye başlıyor. Belgeseli izlerken Amy’nin aslında blumia hastası olduğunu da öğreniyoruz. Yediklerini kusarak zayıflamaya çalışan Amy’nin bu hastalığını ciddiye alan bir yakını da olmuyor. Blumia ve madde bağımlılığı Amy’nin kalbini zayıflatan ciddi bir problem olarak karşımıza çıkıyor ve bir anlamda Amy’i ölüme götüren nedenlerin başında yer alıyor.
Blake çeşitli suçlardan dolayı hapse girdikten sonra, 2009’da boşanıyorlar. Amy’nin arkadaş çevresi Amy’nin ne kadar değiştiğinden yakınıp ondan uzaklaşmaya başlıyor. Amy kendini oldukça yalnız hissetmeye başlıyor ve bu yalnızlık onu alkole doğru ittikçe itiyor. Belli dönemlerde Amy kendini kurtarmayı başarsa da genel olarak durum hep kötüye gidiyor. Çevresinde onun bu haline üzülen insanlar olmasına rağmen, kimse tam olarak ona yardımcı olamıyor. Olaylı Belgrad konseri ise Amy’nin hayatında her şeyin tepetaklak olduğunun kanıtı olarak hafızalara kazınıyor. Aslında konsere çıkmak istemeyen Amy’nin aşırı alkollü bir şekilde sahneye çıkıp bir türlü şarkı söylememesi, o şarkı söylemediği için yuhalayan 50 bin kadar insan ve sonrasında iptal edilen turne, Amy’nin artık iyice dalga konusu olmasına yol açıyor.
İptal edilen turne sonrası Amy evine dönüyor. Bu sürece dair anlatılanlar Amy’nin her şeye yeniden başlamayı, arkadaşlarını geri kazanmayı ve sadece müziğe odaklanıp, yeni bir albüm yapmayı ne kadar da gönülden istediğini gösteriyor. Ancak bunların hiçbiri gerçekleşemeden Amy, içtiği iki şişe vokta sonrasında alkol zehirlenmesinden ötürü zayıf kalbine yenik düşerek hayata gözlerini yumuyor. Söylemesi iç burkuyor ama, gelmiş geçmiş en yetenekli insanlardan biri olan Amy Winehouse kırık bir kalple aramızdan ayrılıyor…



