Bir ‘Nomophobia’ Hikayesi

Nomophobia, ‘cep telefonsuz kalma korkusu’ anlamına gelen yepyeni bir sözcük. ‘Böyle bir korku mu olur?” demeyin, Toprak Erol Aydın’ın yazısında bahsettikleri size de çok tanıdık gelecek.

Öncelikle herkese mutlulukla dolu bir yıl dileyip yine aykırı bir yazı kaleme almayı deneyeceğim. Son zamanlarda hiç sağlığınızla ilgili düşündüğünüz oldu mu? Daha açık sormak gerekirse boyun, sırt ve bel ağrılarınızın kaynağını düşündünüz mü? Ya neden mutsuz olduğunuzu? Uykusuz gecelerinizi? Daha fazla duygusal sıkıntı yaşadığınızı? Hatta tüm bu sayılanları kendinizden bile gizlediğinizi?

Sabah uyandığınızda ilk yaptığınız nedir diye sorsam, sanırım çoğunuz kendisine bir kahve hazırlamak yerine sosyal medya hesaplarını kontrol ettiğini söyler. Evet, yukarıda bahsettiğimiz sorunların bir günah keçisi var. O da hayatımızın merkezine, kendi ellerimizle davet ettiğimiz ve bu merkeze sinsice yerleşen cep telefonlarımızTeknolojinin hayatımızı çok kolaylaştırdığı bir gerçek, ama her güzel şeyin olduğu gibi bunun da bir bedeli var. Üstelik bu bedel sadece bedensel ve psikolojik bir bedel de değil.

Kaçınız sevgilinizle çıktığı romantik bir yemekte telefonuna gerçekten hiç bakmadığını söyleyebilir? Kaçınız arkadaş ortamınızda telefonuyla uzun bir süre boyunca hiç ilgilenmeden bir sohbetin içine dalabiliyor? Ya da annenizle konuşurken aslında telefonunuza mı konuşuyorsunuz? Bunları hiç düşünmüş müydünüz? Bu durumu öncelikle duygusal olarak incelemenin daha doğru olduğunu düşünüyorum. Yoksa bu durumdan rahatsız olan tek kişi ben miyim?

Benimle Konuş!

Bir grup arkadaşınızla dışarı çıktınız ve koyu bir sohbet almış başını gidiyor. İçkilerimizi yudumlamaya devam ederken “çülönk” diye bir ses geliyor, ardından başka bir yerden bir “bıbap”. Ne oluyor? “Yoow bu bir WhatsApp bildirimi mennnn…”

Ve bu olduktan sonra herkes bir tur telefonuna bakmaya başlıyor. Mesajlar yazılıyor, story’ler atılıyor, toplantılar set (!) ediliyor… Sanki biri, bir seri bombanın pimini çekmiş gibi… Hatta bazı arkadaşlar telefonu bir kere eline aldılar mı, onları 10 – 15 dakikalığına kaybedebiliriz. Dostum, şu anda burada olmandan daha önemli ne var? Kiminle bu kadar acil bir şekilde konuşman gerekiyor?

En kötüsü de sevdiğiniz insanın karşında şarabınızı yudumlarken gelen bildirim sesleri, üstelik tam da heyecanlı birşey anlattığınız sırada. Mesela geçen gün gittiğiniz Kundakçı oyununun (kesinlikle gidin!) bir sahnesinin sizi ne kadar etkilediğini anlatıyorsunuz, ama o telefonunun içinde. Açmışken Whatsapp’taki arkadaşlarıyla da bir tur konuşuyor… “Hey, ben buradayım! Ben, sevdiğin insan, benimle konuşur musun?”

Yüzüme Bak!

Samimiyetimizi kaybettiğimiz şu günlerde yüzü olmayan cihazlara konuşup derdimizi anlatırken saçlarımız beyazlar, sağımız solumuz ağrır, hunililer gibi her şeye güler bir hale geldik. Artık spordayken, yani sağlığı için bir aktivite yaparken bile, dersin ortasında telefonuna odaklanan birçok üyemizi, neredeyse bir hareketi yarım saatte yapan sporcularımızı görür olduk.

Telefonun ve içindekilerin bağımlılık yaptığından, daha fazla üzüntüye, kendimizi daha az iyi hissetmemize yol açtığından, kendimizi başkaları ile kıyaslamamıza sebep olduğundan ve dolayısıyla kıskaçlığa yol açtığından bahsetmiyorum bile. Bunu arkadaşlarınızın Bora Bora’daki tatil fotoğrafının altına yorum olarak sövmenizden anlıyoruz zaten!

Cep telefonlarımızdaki haberleşme, sosyal medya uygulamaları ve gelen bildirimler sürekli bizi meşgul ededursun. Deloitte tarafından yapılan Global Mobil Kullanıcı Araştırması‘nda her 13 dakikada bir telefonlarımızın ekranına baktığımız ortaya çıkmış.

“İstikbal Göklerdedir”

 Ulu Önder Atatürk’ün 1 Kasım 1924’te söylediği gibi “İstikbal göklerdedir”, bu küçük ekranda değil. Peki bu küçük ekrana bakarken bize neler oluyor?

  • Cep telefonun yaydığı sinyaller beynimizde ciddi sorunlara neden olabiliyor. Sinir sisteminde zayıflık, beyinde dejenerasyon, görme bozuklukları, alzheimer gibi…
  • Telefonunuza her baktığınızda omurganızda, sanki 6 yaşında bir çocuk boynunuza oturmuş gibi bir etki bırakıyorsunuz. Uzun süreli kullanımlarda boyun ve sırt ağrıları kaçınılmaz oluyor.
  • Telefonda oynadığımız oyunlar beyindeki dopamin salgısını arttırarak, beynin çok fazla baskı görmesine, mecburmuş hissetmesine sebep oluyor. Tanıdık geldi mi? Tıpkı sigara ve diğer bağımlılık yaratan maddeler gibi…
  • Yatmadan önce yaptığınız son bir sosyal medya ve ertesi günkü işlerin kontrolü vücudun 24 saatlik ritiminin bozulmasına sebep oluyor. Bu da beraberinde diabet, kanser ve obezite riskini getiriyor.
  • Telefondan yayılan foton ışıkları geceleyin Melatonin seviyemizi düşürerek beyninize “Aslında daha akşam olmadı,” sinyallerini gönderiyor.

Yukarıda yazılanlara çok daha fazlasının eklenebileceğini biliyorsunuz değil mi? Peki şimdi bu yazıyı telefonunuzdan mı okuyorsunuz? O zaman sadece ekrana bakın ve şunu söyleyin “Sen benim dostum değilsin. Sevgilim hiç değilsin”, ve telefonunu kapatarak uyuyun lütfen. Hala sabahsa önce Smartphone Vacation konusuna bir göz atın, sonra da yukarıdaki sözleri tekrarlayın.

Bir Kızılderili şöyle demiş: “Son ırmak kuruduğunda, son ağaç yok olduğunda, son balık tutulduğunda; beyaz adam paranın yenmeyen bir şey olduğunu anlayacak.”

Bense kendimi bu güzel insanla bir tutmamakla birlikte: “Artık evinizden çıkamaz, arkadaşlarınızla görüşemez, sevgilinize dokunamaz hale geldiğinizde, samimiyetin bir LAYK’tan daha önemli olduğunu anlayacaksınız,” diyorum. Lütfen samimiyetinizi kaybetmeyin.

Yazar: Toprak Erol Aydın


Önerilen yazılar